Ropörtaj: İrfan SARALOĞLU

Saralailesi.com olarak aile bireylerimizle gerçekleştirdiğimiz ropörtajlara Gaziantepspor antrenörü İrfan SARALOĞLU ile devam ediyoruz.

İrfan SARALOĞLU’nu kısaca tanıyabilir miyiz ?

4  çocuklu Saral ailesinin en küçük bireyi olarak doğdum. Çocukluğum ve öğrenciliğim doğduğum şehir Ardeşen’de geçti, birçok yokluğun içinde naturel yaşam ve ailenin küçüğü olmak bana bir takım avantajlar sundu.  Abilerim çay toplamaya giderken ben futbol oynamaya gidebiliyordum:) Evimizin önündeki boşluklarda başlayan futbol sevgim okul takımındaki müsabakalarda oynadığım futbolla hayatım/geleceğim şekillenmeye başladı..Çay tarlasından maçlara giderken hayalini kurduğum futbol dünyasına girdim ve 1981 yılında profesyonel futbol kariyerim başladı. 14 yıl çeşitli profesyonel kulüplerde futbol oynadıktan sonra antrenör olmaya karar verdim ve antrenör kursuna katıldım. Futbol oynarken eksikliğini sürekli hissettiğim bir kişi olmak istiyordum.. Eğitimci/öğretici/yol gösterici daha doğrusu tecrübe paylaşıcı bir kimlik ön plana çıkararak antrenörlüğe başladım.. 

Genç futbolcu adayıyken bana söylenen “kendine iyi bak, iyi futbolcu olacaksın” cümlesinin açılımını detaylarıyla anlatmam ve göstermem gerektiğini düşünüyordum.. Kolay olmayan birşey vardı; iyi bir çalışma ortamı bulmak.. bir iki kulüp antrenörlüğü deneyimim oldu ancak istediğim ortam oluşmamıştı..  

1997 yılında sahip olduğum en büyük değer oğlum Utku’yu büyütürken Fenerbahçe’den aldığım teklifle futbol altyapısına başladım.. 15 yıla yakın bir süre her yaş gurubunda (10 yıl) ve profesyonel takımda (5 yıl) görev yaptım. Altı ay Londra’da eğitim aldım.. Futbol altyapıda planlama, teknik ve eğitim koordinatörlüğü yaptım.. Transferinde, eğitiminde, gelişiminde  yüzlerce futbolcunun Türk futbolunda yer almasına katkıda bulundum ve birçok Türkiye şampiyonlukları yaşadım.. Daha uzun, daha verimli çalışmak isterdim ancak şartlar ve gelişmeler ayrılmamı gerektirdi.. Bir yıl dinlendikten sonra Elazığspordan gelen teklife olumlu baktım ve 15 gündür burdayım..

Altyapı oyuncularının gelişim aşamalarında genel olarak karılaştıkları zorlukları aktarır mısınız ? Size göre, profesyonelleşme sürecinde en çok dikkat etmeleri gereken hususlar nelerdir ?

Hepimizin bildiği gibi gelişim sürecinin en önemli unsuru eğitimdir. Sürecin doğru değerlendirilmesi, doğru planlanması gerekmektedir. Sporcu adaylarının eğitim süreçlerinin doğru gözlemlenip, yaş guruplarının fiziksel ve ruhsal değişimlerine göre yaklaşım gösterilmelidir. 

Spor için eğitim süreci; çocuklukla başlayan, birinci ve ikinci ergenlik dönemi ve delikanlılıkla devam den bir süreci kapsar. Ve performans yaşlarında da öğrenim ve eğitim güncel değişimlere göre devam eder..

Bu unsurları dikkate alırsak sporcu adaylarının önünde ciddi birçok engel gözükmektedir;

Ailesinin geleceğini kurtarması için büyüyüp para kazanmasını bekleyen ebeveyn. Anne ve babanın öncelikli olarak çocuklarının iyi bir evlat, iyi insan, iyi sporcu, iyi vatandaş olarak yetiştirmesi gerekirken içinde bulunduğu durum itibarı ve ülkenin sosyoekonomik yapısının etkileşimiyle Çocuk’un üstüne extra yük bindirmesi ciddi sorundur, hatta antrenörden daha bilgili olduğunu iddia edenlere bile rastlanabilir.

Yeterli eğitim düzeyinde olmayan antrenör, Futbol kulüplerimizin birçoğu ciddi altyapı organizasyonları içinde olmamakta veya olamamaktadırlar ve bünyelerine eğitim düzeyi yüksek, eğitebilen/öğretebilen, gözlemleyip değerlendirebilen antrenörlere sahip olamamaktadırlar. Bunun çeşitli nedenleri bulunmaktadır.

Sınırlı imkanlar sunup altyapıdan üst düzey oyuncu yetişmesini bekleyen yönetici, sadece zorunlu olduğu için altyapılara sahip olan onlarca kulübümüz bulunmaktadır. Antrenman sahaları bulunmayan veya yeterli düzeyde tesisleşmeye önem vermeyen kulüplerimizin  altyapıdan oyuncu yetişmesini bekleyen yöneticileri mevcuttur. 

Tüm bu olumsuzluklara rağmen becerilerini ön plana çıkarabilen ve gelişimlerini profesyonel hayata taşıyan sporcularımız vardır tabii ki. 

Özellikle genç oyuncularımızın başarılı olabilmeleri ve  profesyonel hayata atılabilmeleri için, sabırlı olmaları, çok ve doğru çalışmaları, özverili olmaları, kendilerine rol model bulmaları, realist hayaller kurmalarını ve hedef koymalarını tavsiye edebilirim. 

“Koyduğunuz Hedef Kadar Büyürsünüz”

Profesyonelleşme anlamında, ülkemizdeki altyapı tesis ve çalışmalarını yeterli buluyor musunuz ? Neler önerebilirsiniz ?

Bu sorunuza “evet yeterli” diyebilmeyi isterdim ancak realite; eksiklerimizin olduğunu göstermektedir. 

Avrupa’da son olarak ziyaret ettiğim bir kulübünün altyapısında 11 yarışmacı takım bulunmaktaydı ve bu onbir takımın birbirlerinden ayrı birer antrenman sahaları vardı. Tüm yaş guruplarının soyunma odaları farklıydı ve bir üst yaş gurubunun odalarını ve sahalarını kullanabilmeleri için bir yıl sabretmeleri/çalışmaları ve yeterli düzeyde gelişmeleri gerekiyordu. Gelişim programı basamaklamasına paralel konum ve kazanım basamaklaması da programlanmaktaydı..

Bu bir örnek.. farklı ilke ve prensiplerle bir kulüp felsefesi geliştirilebilir, eğitim modelleri üretebilirsiniz.. 

Ülkemizde maalesef istenen veya olması gereken düzeyde altyapı tesisi olan kulüp sayımız çok fazla değil. Bir suni çim sahası olan kulüp altyapı tesislerine sahip olmuş kabul edilebiliyor. Ve bu bir sahada, tüm yaş guruplarının antrenman yapıp iyi düzeyde oyuncu kazandırılması istenmektedir. Futbolda ileri düzeyi yakalamış ülkelerin sahip oldukları tesis ve organizasyonlarını incelediğimizde aradaki farkın ciddiyetini görmekteyiz. Sadece tesislere/sahalara sahip olmanın yanında bunun korunması, kullanılması ve güncellenmesi de gerektmektedir. 

Büyük şehirlerimizdeki yapılaşma bu tür tesisleşmeyi olumsuz etkilemektedir. Spor alanlarının yapılmasından çok gelir getirici yapılaşma (bina ve avm gibi..) tercih edilmektedir.

Spor kültürünün çok fazla gelişmediğini ancak bununla beraber yarışma kültürününün doruk seviyede olduğunu görmekteyiz.

Ülkemizdeki profesyonel kulüplere yapılan yatırımlarla aynı kulüplerin altyapılarına yapılan yatırım paralellik göstermiyor, örtüşmüyor.

Ne yapılmalı derseniz; önce anlayışın değiştirilmesi gerekmektedir. Profesyonel kulüplerin daha iyi denetlenmesi ve gençlere yatırım yapmaya yönelik kararlar alınması sağlanmalıdır. Kulüplerin kazanımlarının büyük bölümü profesyonel düzeyde harcanmakta ve çoğunlukla “heba” edilmektedir… Bu işin olmazsa olmazı önce verecek sonrada isteyeceksiniz..

Bugün ülke geneline baktığımız zaman, futbolun sadece futbol olmadığını görmekteyiz. Öyle ki bir müsabaka sonrasında insanlar yaralanabiliyor ve hâttâ ölebiliyor. Holiganizm demek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama bu noktada sınır çizgisi ne olmalı ? Bizler ya da dünya genelinde diğer taraftarlar neyi kaçırıyoruz ?  

‘Futbol Asla Futbol Değildir’ Simon Kuper, kitabında detaylı olarak bu güzel sporun başına geldiklerini anlatmıştır. Futbolu kurallaştıran, müsabaka haline getirenler futbol oyununun son halini öngörebilmiş olsalardı sanırım son bir kez daha düşünüp vazgeçerlerdi.. Futbol o veya bu şekilde masumiyetini kaybetmiştir. Birçok farklı meslek guruplarının katkısı, etkisi veya beklentisiyle futbol ailesi büyüdükçe kontrolu zor bir seviye ve genişliğe ulaşmıştır. Futbol bir oyun olarak doğmuş ancak geçen süreç O’nu bir endüstri haline getirmiştir. Bu güzel sporun mozaiğine farklı sektörler entegre olmuştur. Hatta futboldan bihaber olanlar bile futbol endüstrisinin bir yerini yönetebilmektedir.  Dünyada futbol kulüplerinin yarattığı gelirler 25-26 milyar dolar iken dişsal gelirlerle birlikte 225-230 milyar dolara kadar çıktığı söylenmektedir..

Bu pastadan pay almak isteyenler kendi içlerindeki yarışın sınırını bilememektedir. Bu bağlamda ciddi bir kurumlararası rekabetin varlığı mevcuttur. 

Futbolun aileler üzerindeki etkisine bakarsak; ekonomik zorluklar ülkemizde/gelişmekte olan ülkelerde yaşam zorluklarını aşmak ve daha iyi şartlarda yaşamak için bir çıkar yol olarak görülmektedir. Eğitim ikinci plana atılarak futbolcu olma yarışına sokulan genç adayların sayısı gittikçe artmaktadır. 

Okuyan gençler değil yarışan ve sürekli kazanmaya odaklı nesiller yetiştirilmesi yakın geçmişte başlamış vede günümüzde devam etmektedir.

Aslına bakarsak ailelerin yaşam biçiminde de ciddi değişimler vardır. Yıllaröncesindeki tek televizyonlu ve misafirli ev yaşamı çağın gelişimleriyle farklı bir aile yaşamı yaratmıştır. Aynı evde fakat birbirinden kopuk ve teknoloji/sanal dünyaya bağlı yaşam duygu bağlarının güçlenmesini engellemektedir.

Futbolun taraftarlık kısmı bu Dünya’nın en güzel tarafıdır. Ama gerçek taraftarlık kısmı; rakibin başarısını kabullenip saygıyla karşılanması hatta mağlup tarafın duygularına ortak olunup saygı duyulabilmesi.. Yanyana farklı renk giysilerle oturulup oynanan oyunun ritmiyle coşulması, ortak heyecan paylaşımında buluşulması.. ve ölmeye gidilmemesi..

Eskiden böyleydi…Bunları tekrar yakalayabilmemiz, mutluluğu veya üzüntüyü doğru etkilenmelerle yaşayabilmemiz için geleceği beklemek biraz hayalcilik gibi geliyor.. Belki geçmişe dönmeliyiz 😉

IMG_0958

Geçmişten bugüne futbolun sanayi haline gelmesi onu sadece bir spor olmaktan ne denli çıkarmıştır ? Bu durumdan taraftarlar nasıl etkilenmiştir ?

Futbol, idealist kesim insanlar tarafından hala eski anlam ve değerini korumakta ancak futboldan kazananların ve kazanımların artmasından dolayı artık farklı bir platformda yürümektedir. Kulüpler transfer ve yatırımlar için büyük bir ekonomiye ihtiyaç duymaktadırlar. Aslında günümüzde ciddi gelirlere sahip kulüplerimiz doğru bir planlama ile yönetilebilseler ortada bir sorun olmayacaktır. Çoğu kulüplerimizin borç içinde olduğunu görmekte veya duymaktayız. İşadamlarımız kendi şirketlerinde ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar, nedense aynı başarıyı kulüp yönetimlerinde gösterememektedirler. 

Kulüplerarası ‘saygı kültürü’nün kaybolması taraftarlararasına da yansımış ve ciddi boyutlara varmıştır.

Rakiplerini dost olarak görmemekte, rekabet içinde olduğu kulübün tüm bireylerine karşı nefret duyabilmektedir. Yöneticilerin, taraftar desteğini almak için onlarla farklı diyaloglar içinde olmaları da futbolumuzu ve taraftar guruplarını farklı yönlendirmiştir. Taraftar liderlerinin kulüp yöneticileri tarafından desteklendiğini veya yönlendirildiğini duymaktayız, hatta bir takım ekonomik destekler yapıldığını da..

Yakın geçmişte doğal yaşam biçimimizdeki diyaloglar sevgi, saygı ve hoşgörü üzerine kuruluyken, günümüzde kurallar ve yaptırımlarla düzen kurmaya çalışılmaktadır. Eskiden “Fair Play” yoktu, bugün de olmaması lazımdı. Çünkü dürüstlük-sevgi-saygı-hoşgörü-empati,.. futbolun (sporun) doğasında var ve olmalı. 

Tüm bu olumsuzluklardan etkilenmeyen takım sevgisini renk sevgisiyle bütünleştiren, takımının aldığı sonuçların veya ortaya koyduğu oyunun ‘güncel değer’ olduğunu algılayabilen binlerce taraftar vardır ve bu değerdeki taraftarların futbol oyununu izlemesini temenni ederim.

Görüşleriniz için teşekkür ediyoruz. Aile sitemizi uzun süreden beri takip etmektesiniz. Bizlere de önerileriniz olacak mı ?

İlginizden dolayı ve aile sitemizin oluşmasında, gelişmesinde katkıda bulunanlara teşekkürlerimi iletiyorum. Sevgili Yenal, sizin de katkılarınızın tekrar devam etmesi dileğiyle vatani görevinizde başarılar ve şimdiden hayırlı teskereler dilerim..

PAYLAS